Mantık Nedir-Ne Değildir?
Mantığın ne olduğunu bilirsek ne olmadığını da bilmiş oluruz. Zira bir şeyi tanımlama yollarından biri de şeyin zıttı yani karşıtı ile tanımlanmasıdır. Başka deyişle olmadığı şeyle tanımlanmasıdır. Tıpkı şairin “Gerçi zıd zıddın ile kâim olmaz. Velakin zıd zıddınsız bilinmez” sözünde olduğu gibi.
Bir şeyin tek bir tanımının olması mantık biliminde bir ilkedir. Buna rağmen farklı açılardan mantığın değişik tanımları yapılmış olabilir. Amacım bu tanımları serimlemek ve eleştirmek değildir. Sadece konuyla ilgili görüşlerimi paylaşmak istiyorum. O kadar!
Kısaca mantık konusuna göre bilginin bilimidir. Dolayısıyla bilgi olarak bilgi ile ilgili her sorun mantığın konusudur.
Amaç olarak mantık, bilime giriş bilimidir. Bu itibarla mantık bilgi ve bilimin ne olduğunu, nasıl elde edileceğini, onun tanım ve kanıt yoluyla nasıl kazanılacağını açıklayan bir bilgi ve bilim kuramıdır. Bilgi ve bilim nedir? Bilgi ve bilimin kurucu öğeleri, olmazsa olmazları ve bileşenlerine dair bilgi verir mantık. Ama unutmayalım ki bir şeyin kuramı, o şeyin kendisi değildir.
Bilginin tanımında sonsuzca geriye gidiş olmaması için onu amacı bakımından tanımlarsak bilgi; bilinecek şeyleri, kendisi ile bildiğimiz şeydir, diye tanımlayabiliriz. (Mantığa niçin organon ve alet dendiğini hatırlayalım. Alet bir amaca ulaştıran araçtır.)
Demek ki bu süreçte bir bilen (âlim), bir bilgi (ilim), bir de bilinen (malûm veya mevcûd) var.
Tıpkı sayının, sayılacak şeyleri kendisiyle saydığımız şey olması gibi. Yine bu sayma sürecinde de bir sayan, bir sayı, bir de sayılanlar söz konusudur. Aynı durum ölçü için de geçerlidir. Nitekim ölçme işinde bir ölçen, bir ölçü, bir de ölçülen bulunmaktadır.
Bilindiği üzere sayma ve ölçme işleminde sayanlar ve sayılanlar, ölçenler ve ölçülenler değişse bile, sayılar ve ölçüler kendiliklerinde değişmeden sabit kalırlar. Tıpkı bunun gibi, bilgi dediğimiz şey de bilenler ve bilinenler değişse bile kendiliğinde değişmeden sabit kalır.
Bu süreçte bilenden ve bilinenden ayrı değişmeden sabit kalan bilgi, salt bir biçim, suret, mefhum veya formdur. İşte mantığın sûrî-formal bir bilim olmasının anlamı budur. Tıpkı bilgi gibi sayı ve ölçü de formdur, surettir. Rakamlar ve şekiller, zihindeki bu formun göstergeleridir.
Nasıl sayı bilimi (aritmetik) ve ölçü bilimi (geometri) saymayı ve ölçmeyi önceleyen ve öğreten birer sûrî-formel bilim ise mantık da bilgiyi inceleyen, bilmeyi, yani tanım ve kanıt yapmayı öğreten, başka deyişle bir şeyin ne olduğunu, niçin ve neden öyle olduğuna ilişkin bilginin nasıl elde edileceğini öğreten sûrî-biçimsel bir bilimdir.
Bir şeyin veya şeylerin ne olduğunu, niçin olduğunu bilmek, o şeylerin sayısını ve ölçüsünü bilmek olmadığı gibi onların sayılarını ve ölçülerini bilmek de onların ne olduğunu, niçin ve neden olduğunu bilmek demek değildir. Bir şeyin neliği ve niçinliğinin bilgisi (tanım ve kanıt) sayının ve ölçünün bilgisinden önce gelir. Dolayısıyla “sayı nedir?”, “ölçü nedir?” sorusunu da tanım yoluyla yani mantıkla açıklarız. Bu itibarla mantık, sûrî birer bilim olmakla birlikte, sayı ve ölçü biliminden önce gelir. Zira mantık, bilginin bilimidir. Dolayısıyla mantığı, sayı ve ölçü bilimine indirgemek veya onun bir bölümü gibi değerlendirmek doğru bir yaklaşım değildir. Bilginin ve bilimin öğrenilmesi ve öğretilmesi, dil ve yazı ile olmakla birlikte mantık, bir dilbilim de değildir.
Mantık evrensel bir bilim iken dil-bilim belli bir dilin dilbilgisidir. Fakat mantıkçı, hangi dilde mantık öğreniyor ve öğretiyorsa o dilin dilbilgisini bilmek zorundadır. Mantıktaki bilen-bilgi ve bilinenin yerini dilbilimde anlatan-anlam (mana) ve anlayana bırakır. Nasıl ki dilbilim anlama ve anlatmanın grameri ise mantık da bilmenin ve bildirmenin eşdeyişle bilginin ve bilimin grameridir.
Hangi türden olursa olsun bütün yazın etkinliklerinde yazar yazdığı dilin dilbilim kurallarını göz önünde bulundurmak zorunda olduğu gibi, bilim insanı da hangi bilim dalında olursa olsun açıklamalarını yani tanım ve kanıtlarını yaparken mantığın kurallarını göz önüne almak zorundadır. Aksi takdirde yazdığı metnin bilimselliği tartışılır.
Bilginin bir biçim, suret veya form olduğunu söylemiştik. Mantık, bu formun alabileceği muhtemel içerik değerlerini yani maddesini de belirler. Formun alabileceği muhtemel içerik değerlerini söylemesinden dolayı mantığın bir tür metafizik veya ontoloji gibi değerlendirilmesi de yanlıştır. Bu formun alabileceği muhtemel içerik değerlerinden hangisini aldığını belirlemek bilimin işidir. Bu itibarla mantık bilime giriştir. Tüm bilimlerin en genel ilkesidir. İlke, ilkesi olduğu şeye dahil olmadığı gibi, mantık da bir bilime onun bir bölümü veya parçası olarak dahil değildir. İlke, ilkesi olduğu şeyi tanımlar, ama ilkesi olduğu şey ilkeyi tanımlayamaz.
Bu itibarla mantık, bilgi ve bilimin ne olduğunu tanımlar ama herhangi bir bilim mantığı tanımlayıp açıklayamaz. Dolayısıyla mantık, kendisi için bilim, diğer bilimler için bir alet ve araştırma yöntemidir. Mantık öğrenmek bilimsel çalışma için gereklidir ama yeterli değildir. Mantık tüm bilimlerin formudur, biçimidir.
Bilimler suretleri bakımından değil, maddeleri yani konuları bakımından birbirinden ayrılırlar. Bu durumu bal ve petek örneği üzerinden daha açık ifade edebiliriz. Bal; kekik, çiçek, kestane ve benzeri türlerine ayrılmakla birlikte hepsinde peteğin biçimi, formu aynıdır, değişmez. Dolayısıyla bilimler bal ise mantık da onun peteği gibidir. Bu durumda mantık öğrenip de bilimsel çalışma yapmayan mantıkçı, peteği yapıp da bal yapmayan arı gibidir. Nitekim mantık tarihine baktığımızda başta mantığın kurucusu Aristoteles olmak üzere Farabi, İbn Sina ve İbn Rüşd gibi büyük mantıkçılar aynı zamanda birer bilim insanıdırlar. Öyleyse başarılı bir bilim insanı olmak için kişinin sadece mantık değil, dilbilim, sayı bilim ve ölçü bilimi de öğrenmesi gerekir. Bunları öğrenmek gereklidir ama yeterli değildir. Bizzat uygulamak da gerekir.
Bu vesileyle 14 Ocak 2026 “Dünya Mantık Günü”nüzü içtenlikle kutlayarak sözlerimi burada bitiriyorum. Bir dahaki mantık gününde buluşmak dileğiyle.
Prof. Dr. Ali Durusoy
14 Ocak 2026
Prof. Dr. Ali Durusoy’un Özgeçmişi

1961’de Alanya Başköy’de doğdu. 1978’de Alanya Lisesi’nden, 1983’te Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı yıl Üsküdar İmam Hatip Lisesi’ne meslek dersleri öğretmeni olarak atandı. 1985’te Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Felsefesi Anabilim Dalına araştırma görevlisi olarak başladı. 1992’de doktorasını tamamladı. 2001 yılında Mantık doçenti, 2006 yılında ise Mantık profesörü oldu. Hâli hazırda M.Ü. İlahiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri bölüm başkanlığı görevini yürütmektedir.
Alanıyla ilgili yayınlanmış bazı çalışmaları şunlardır:
- Örnek Çeviri Metinlerle Mantık İlmine Giriş, İFAV Yayınları, 5. Baskı, İstanbul 2020.
- İbn Sînâ Felsefesinde İnsan ve Âlemdeki Yeri, İFAV Yayınları, 4. Baskı, İstanbul 2021.
- İslam Mantık Tarihi Araştırmaları I: Ebû Nasr Fârâbî, İFAV Yayınları, 2. Baskı, İstanbul 2024.
- İslam Mantık Tarihi Araştırmaları II: Ebû Ali İbn Sînâ, İFAV Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 2024.
- İslam Mantık Tarihi Araştırmaları III: Şîrâzî, Gazzâlî, İbn Rüşd, Sekkâkî, İFAV Yayınları, 1. Baskı, İstanbul 2025.
- İbn Sînâ, el-İşârât ve’t-tenbîhât (Ortak çeviri)
Mantık Araştırmaları Derneği sitesinden daha fazla şey keşfedin
Subscribe to get the latest posts sent to your email.